Dünya 7 dk okuma

ABD'nin Gizli Sınır Dışı Anlaşmaları Yargıdan Döndü: Binlerce Sığınmacının Kaderi Tartışma Konusu

ABD'nin eski Başkanı Donald Trump döneminde yapılan gizli sınır dışı anlaşmaları, binlerce sığınmacıyı kendi ülkeleri dışındaki ülkelere gönderdi. Uluslararası bir araştırmayla ortaya çıkan bu uygulamalar, Federal Temyiz Mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edildi.

S
Editör
Selin Aras
Yayınlanma Tarihi
Paylaş
ABD'den sınır dışı edilen sığınmacılar
ABD'nin gizli anlaşmalarla üçüncü ülkelere gönderdiği sığınmacılar, uluslararası kamuoyunda tartışma yarattı.

Trump Dönemi Sınır Dışı Politikalarına Dair Kritik Bulgular

  • ABD'nin eski Başkanı Donald Trump yönetimi, 2025'te başlayan ikinci döneminde 35'ten fazla ülkeyle gizli anlaşmalar yaparak 25 binden fazla sığınmacıyı kendi ülkeleri dışındaki üçüncü ülkelere sınır dışı etti.
  • Uluslararası bir gazetecilik araştırması, bu "üçüncü ülke" anlaşmalarının kapsamını ve insani maliyetini ortaya koyarken, insan hakları örgütleri uygulamayı uluslararası hukuka aykırı buldu.
  • ABD Federal Temyiz Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde aldığı kararla Trump yönetiminin bu tartışmalı sınır dışı politikasını yasa dışı ilan ederek, uygulamanın insani yükümlülükleri ihlal ettiğini belirtti.

WASHINGTON – Amerika Birleşik Devletleri'nin eski Başkanı Donald Trump döneminde başlatılan ve binlerce sığınmacıyı kendi ülkeleri dışındaki üçüncü ülkelere gönderen gizli sınır dışı anlaşmaları, uluslararası bir medya araştırmasıyla gün yüzüne çıktı. 21 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan bu kapsamlı soruşturma, söz konusu uygulamaların insani boyutunu ve maliyetini gözler önüne sererken, ABD Federal Temyiz Mahkemesi 19 Eylül 2026'da aldığı kararla bu politikayı yasa dışı ilan etti.

Gizli Anlaşmaların Detayları ve Sınır Dışı Süreci

Guardian ve 23 medya kuruluşunun ortaklaşa yürüttüğü araştırmaya göre, Trump yönetimi 2025 yılında başlayan ikinci döneminde, 25 binden fazla göçmen, sığınmacı ve mülteciyi kendi ülkeleri olmayan üçüncü ülkelere gönderdi. Washington, bu tür düzenlemeler için en az 35 ülkeyle anlaşmalar yaptı ve bu anlaşmalar kapsamında 410 milyon doların üzerinde taahhütte bulundu. Bu fonların 81 milyon doları doğrudan anlaşma yapılan hükümetlere, 178 milyon doları Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) ve 123 milyon doları ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (UNHCR) aktarıldı.

Sınır dışı edilenler arasında, prangalarla uçak yolculuğu yaparak varlığını dahi bilmediği bir Afrika ülkesinde kendini bulan İranlı bir kadın da yer alıyor. Bu kişiler, varış ülkelerinde keyfi gözaltılarla karşılaşabiliyor, yasal statüden yoksun kalabiliyor veya kendi ülkelerine geri gönderilmek üzere bir ara durak olarak kullanılabiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Mayıs 2025'te kurulan "Göç Geri Dönüş Bürosu"nun, bu anlaşmaların müzakerelerini ve ödemelerini yönettiği belirtiliyor.

Yargıdan Gelen İptal Kararı

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, 19 Eylül 2026 tarihinde aldığı kararla, Trump yönetiminin mültecilerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesine ilişkin tartışmalı politikasını yasa dışı ilan etti. Mahkeme, yönetimin yasal süreçleri işletmeden ve insani yükümlülükleri ihlal ederek mültecilere yönelik zorlayıcı politikalar uyguladığını vurguladı. Bu karar, Trump'ın göçmenlik alanındaki politikalarının ana sütunlarından birini fiilen yürütme gündeminden çıkarmış oldu.

İnsan hakları avukatları, bu "üçüncü ülke" düzenlemelerinin sığınmacıları caydırmak için bir "güç gösterisi" olduğunu ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor. Amnesty International, bu uygulamanın insan hakları ihlali riski taşıdığını ve kişileri bilmedikleri, bağlantılarının olmadığı ülkelere gönderdiğini ifade ediyor.

ABD Göç Politikalarının Arka Planı ve Uluslararası Hukuk

Amerika Birleşik Devletleri'nin göç politikaları, tarihsel olarak hem sığınmacılara kapı açan insani yaklaşımları hem de sınır güvenliği odaklı sert tedbirleri barındırmıştır. Özellikle son yıllarda, düzensiz göçmen akınlarının artmasıyla birlikte, yönetimler sınır dışı süreçlerini hızlandırmak ve caydırıcılığı artırmak amacıyla çeşitli stratejiler geliştirmiştir. "Güvenli üçüncü ülke" kavramı, sığınmacıların ilk ulaştıkları güvenli ülkede iltica başvurusunda bulunmalarını öngören uluslararası bir prensiptir. Ancak ABD'nin bu prensibi, sığınmacıları kendi ülkeleri dışındaki, çoğu zaman siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkla boğuşan ülkelere göndermek için kullandığı iddiaları, uluslararası hukuk çevrelerinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Uluslararası hukuk, sığınmacıların zulüm ve işkence riski bulunan ülkelere geri gönderilmemesi (non-refoulement ilkesi) prensibini esas alır. Bu gizli anlaşmaların şeffaf olmaması ve sığınmacıların haklarına erişimini kısıtlaması, bu ilkenin ihlal edildiği yönündeki endişeleri artırmıştır.

Sınır Dışı Anlaşmalarının Çok Boyutlu Etkileri

Trump yönetiminin gizli sınır dışı anlaşmaları, sadece binlerce sığınmacının yaşamını derinden etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda ABD'nin uluslararası imajını, insan hakları sicilini ve diplomatik ilişkilerini de önemli ölçüde etkilemektedir. Bu politikalar, sığınmacıları belirsizliğe ve çoğu zaman daha büyük risklere sürükleyerek insani krizleri derinleştirmektedir. Ekonomik açıdan, bu anlaşmalar için harcanan yüz milyonlarca dolar, vergi mükelleflerinin sırtına ek bir yük bindirirken, uygulamanın hukuki meşruiyeti konusundaki tartışmalar, ABD yargı sisteminde de önemli davalara yol açmıştır. Ayrıca, bu tür gizli anlaşmaların uluslararası işbirliği ve şeffaflık ilkelerine aykırı olması, ABD'nin küresel liderlik rolüne gölge düşürmektedir. Gana, Liberya ve Esvatini gibi ülkelerin bu anlaşmalar kapsamında göçmen kabul etmesi, bu ülkelerin de uluslararası arenadaki konumlarını ve insan hakları taahhütlerini sorgulatabilir.

Anlık Nokta Editoryal Değerlendirmesi:

ABD'nin göç politikalarında şeffaflık ve insan haklarına saygı, uluslararası hukukun temelini oluşturur. Trump döneminde yapılan gizli sınır dışı anlaşmalarının yargıdan dönmesi, bu temel değerlerin korunması adına atılmış önemli bir adımdır. Bu kararın, gelecekteki göç politikalarının daha insancıl ve hukuka uygun bir çerçevede şekillenmesine zemin hazırlaması beklenmektedir.

Trump yönetiminin "üçüncü ülke" sınır dışı anlaşmaları, ABD'ye sığınma talebinde bulunan kişilerin, kendi ülkeleri yerine ABD ile anlaşma yapmış başka ülkelere gönderilmesini öngören gizli mutabakatlardır. Bu anlaşmalar, sığınmacıları caydırmak ve sınır dışı süreçlerini hızlandırmak amacıyla yapılmıştır.

Uluslararası bir araştırmaya göre, Trump yönetiminin 2025'te başlayan ikinci döneminden itibaren 25 binden fazla kişi bu anlaşmalar kapsamında 28 farklı ülkeye sınır dışı edildi. Bu ülkelerin arasında Meksika'nın yanı sıra Gana, Liberya, Esvatini, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Sierra Leone gibi Afrika ülkeleri de bulunmaktadır.

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, 19 Eylül 2026 tarihinde aldığı kararla Trump yönetiminin "üçüncü ülkelere sınır dışı" politikasını yasa dışı ilan etti. Bu karar, söz konusu uygulamanın yasal süreçleri ve insani yükümlülükleri ihlal ettiğini belirterek, politikanın yürütme gündeminden çıkarılmasına yol açtı.

İnsan hakları örgütleri, bu "üçüncü ülke" sınır dışı anlaşmalarını uluslararası hukuka aykırı bulmakta ve sığınmacıları zulüm veya işkence riski bulunan ülkelere gönderme potansiyeli taşıdığı için eleştirmektedir. Amnesty International gibi kuruluşlar, uygulamanın şeffaf olmamasını ve kişilerin haklarına erişimini kısıtlamasını vurgulamaktadır.

Bu Haber Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?