Dünya 5 dk okuma

ABD ve Çin Arasında Yeni Bir Ekonomik Savaşın Ayak Sesleri: Tedarik Zincirleri ve Teknoloji Hakimiyeti Mücadelesi

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının yüzeydeki sakinliği yanıltıcı. İki küresel güç, ulusal güvenlik önceliği olarak tanımladıkları ekonomik, teknolojik ve askeri üstünlük mücadelesini tedarik zincirleri ve kritik teknolojiler üzerinden sürdürüyor.

S
Editör
Selin Aras
Yayınlanma Tarihi
Paylaş
ABD ve Çin bayrakları önünde, bir yanda ileri teknoloji çip üretim tesisi, diğer yanda nadir toprak madeni işleme alanı
Washington ve Pekin arasındaki ekonomik rekabet, tedarik zincirleri ve ileri teknoloji alanlarında yeni bir döneme giriyor.

Küresel ekonominin iki devi Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticaret savaşının yüzeydeki sakinliği, derinleşen bir ekonomik çatışmanın habercisi olarak yorumlanıyor. Geçtiğimiz yıl varılan ve Ocak ayına kadar uzatılan ateşkes, tarifelerin tırmanışını durdurmuş olsa da, Washington ve Pekin arasındaki stratejik rekabetin farklı bir boyuta taşındığı gözlemleniyor.

24 Eylül 2026 tarihinde Beyaz Saray'da gerçekleşen ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki görüşme, diplomatik bir jest olarak algılansa da, perde arkasında her iki ülkenin de ulusal güvenlik önceliği olarak tanımladığı ekonomik, teknolojik ve askeri üstünlük mücadelesi hız kesmeden devam ediyor.

Analistler, bu durumun küresel tedarik zincirleri ve ileri teknoloji alanlarında potansiyel olarak yıkıcı sonuçlar doğurabilecek yeni bir 'ekonomik silahlanma yarışı'na işaret ettiğini belirtiyor. Taraflar, birbirlerinin ekonomik ve teknolojik ilerlemesi için hayati önem taşıyan tedarik zincirlerini kısıtlama ve hatta boğma stratejileri üzerine odaklanmış durumda.

Yüzeydeki Ateşkes ve Derinleşen Gerilim

ABD Başkanı Donald Trump'ın ticaret savaşları, son dönemde manşetlerden düşmüş gibi görünse de, bu durum yanıltıcı bir sakinlik sunuyor. Zaman zaman ABD Başkanı'nın faiz oranlarının düşürülmemesi halinde ticaret açığı olan ülkelerle ticareti sonlandırma tehditleri gibi çıkışları, yeni tarifelerle ilgili korkuları tetiklese de, dünyanın en büyük iki ekonomisinin açık bir ekonomik çatışmaya doğru ilerlediği algısı, yapay zeka tehditleri veya Amerikan demokrasisinin geleceği gibi daha belirgin endişelerin gölgesinde kalmış durumda.

Ancak bu sakinlik, buzdağının sadece görünen yüzü. Washington ve Pekin arasında geçen yıl varılan ve önümüzdeki Ocak ayına kadar uzatılan ateşkes, karşılıklı tarife tırmanışına son vermiş ve gelecekteki bir ticaret anlaşması için kapı aralamıştı. Ne var ki, ne Çin ne de ABD, yeni düşmanlıkların patlak vermesini sınırlayabilecek karşılıklı güvenceleri tesis etmek adına somut bir adım atmadı.

Aksine, her iki taraf da, ekonomik, teknolojik ve askeri üstünlüğü sağlamak için ulusal güvenlik önceliği olarak tanımladıkları bu kaçınılmaz görünen bir sonraki turda üstünlük elde etmeye odaklanmış durumda. Bu durum, küresel ekonominin geleceği için ciddi belirsizlikler barındırıyor.

Tedarik Zincirleri ve Teknoloji Hakimiyeti

Mevcut ekonomik rekabet, geçmişteki silahlanma yarışlarından farklı bir nitelik taşıyor. Taraflar, birbirlerini yok edecek silahlar inşa etmek yerine, dayandıkları uluslararası tedarik zincirlerinin dayanıklılığını sağlamaya ve rakiplerinin ekonomik ve teknolojik ilerlemesi için hayati önem taşıyan tedarik zincirlerini kısıtlamaya odaklanmış durumda.

Bu stratejiler, en azından Covid-19 pandemisine kadar uzanıyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, o dönemde ülkesini, 'uluslararası üretim zincirlerinin Çin'e bağımlılığını sıkılaştırmaya, Çin'e yapay olarak tedarik kesintisi uygulayacak yabancılara karşı güçlü bir karşı önlem ve caydırıcılık yeteneği oluşturmaya' çağırmıştı.

Biden yönetiminin başlarında ise Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Amerikan hedeflerini 'küresel ekonomik düzeni bozmadan, askeri uygulamaları olan dar bir ileri teknoloji setine Çin'in erişimini sınırlamak' olarak tanımlamıştı. Bu stratejiyi, ticaret ve yatırım kontrolleriyle çevrili 'yüksek bir çit' ile korunan 'küçük bir bahçe' olarak nitelendirmişti.

  • Ticaret savaşının odak noktası, gümrük tarifelerinden kritik tedarik zincirlerinin kontrolüne kaymıştır.
  • ABD, 'küçük bahçe, yüksek çit' stratejisiyle Çin'in askeri uygulamaları olan ileri teknolojilere erişimini kısıtlamayı hedeflemektedir.
  • Çin, uluslararası üretim zincirlerinin kendisine bağımlılığını artırarak dış müdahalelere karşı caydırıcılık oluşturmayı amaçlamaktadır.
  • Her iki ülke de ekonomik ve teknolojik üstünlüğü ulusal güvenliklerinin temel bir parçası olarak görmektedir.
  • Kısıtlamalar, başlangıçtaki askeri uygulamaların ötesine geçerek Çin'in genel teknolojik ilerlemesini yavaşlatmaktadır.

Gelinen noktada, bu çatışma başlangıçtaki gerekçelerin sınırlarını aşmış durumda. Son beş buçuk yılda, Amerikan teknoloji ihracatı, yatırımları ve teknoloji transferleri üzerindeki kısıtlamalar Çin'e karşı giderek artmıştır. Bu kısıtlamalar sadece Çin'in askeri yeteneklerini değil, genel teknolojik ilerlemesini de yavaşlatmaktadır. Trump yönetiminin pervasız tarife uygulamaları da bu durumu daha karmaşık hale getirmektedir.

Çin'in Stratejik Hamleleri

Çin, diğer yandan, yüksek teknoloji endüstrileri için hem sivil hem de askeri kullanımlarda hayati önem taşıyan kritik minerallerin tedarikindeki ezici hakimiyetini giderek daha fazla kullanmaya başlamıştır. Geçtiğimiz yıl, ABD'nin tarifelerine ve Çin'in yüksek kaliteli yarı iletkenlere ve bunları üretmek için gerekli litografi makinelerine erişimini kısıtlama çabalarına misilleme olarak nadir toprak elementleri ve bunlardan yapılan mıknatısların ihracatını kısıtlayarak Trump yönetimini şaşkına çevirmişti.

Pekin, bu kontrollerin bazılarını gevşetmiş olsa da, diğer birçok kısıtlamayı sürdürmektedir. Bu kısıtlamalar büyük ölçüde Amerikan eylemlerine misilleme olarak uygulanmış olsa da, Çin'in hoşlanmadığı çeşitli politikalar nedeniyle diğer ülkeleri de hedef almak için kullanılmıştır. Bu durumun riskleri oldukça yüksek.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Çin'in ABD ve Avrupa'nın nadir toprak mıknatıslarına erişimini engellemesi halinde, bu durumun ekonomilerine yılda yaklaşık 1,5 trilyon dolara mal olabileceğini tahmin ediyor. Bu rakam, küresel ekonominin kırılganlığı ve Çin'in bu alandaki stratejik gücünü gözler önüne seriyor.

Geleceğe Yönelik Beklentiler ve Küresel Ekonomiye Etkileri

Tedarik zinciri savaşının bundan sonra nereye gideceği merak konusu. Trump yönetimi, Çin'in liderliğini kapatma umuduyla nadir topraklar ve diğer kritik minerallerin madenciliği ve işlenmesi projelerine yüz milyonlarca dolar akıtıyor. Aynı zamanda, Çin'in ileri yarı iletkenlere erişimini sınırlama ve bunları üretmek için gerekli makineleri satın almasını engelleme çabalarını da ikiye katlıyor.

Çin ise bu hamlelere karşı kendi stratejilerini geliştirmeye devam ediyor. Kendi kendine yeterlilik ve yerel inovasyonu teşvik ederek dış bağımlılığı azaltma yoluna gidiyor. Bu durum, küresel teknoloji ve üretim sektörlerinde uzun vadeli bir ayrışmaya yol açabilir.

Önümüzdeki dönemde, her iki ülkenin de ulusal güvenlik ve ekonomik üstünlük hedefleri doğrultusunda agresif politikalarını sürdürmesi bekleniyor. Bu rekabetin, küresel ticaret akışlarını, teknolojik inovasyonun yönünü ve uluslararası işbirliği dinamiklerini derinden etkileyeceği öngörülüyor. Dünya, ABD ve Çin arasındaki bu yeni ekonomik savaşın potansiyel sonuçlarını dikkatle izlemeye devam edecek.

Bu Haber Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?