İstanbul Aile Vakfı, çocukların ve gençlerin dijital dünyadaki güvenliğini sağlamak ve aile yapısını korumak amacıyla Türkiye'de faaliyet gösteren dört büyük sosyal medya şirketine dava açtı. Davanın temel amacının yasaklama veya sansür olmadığını, bunun yerine dijital platformların zararlı etkilerinden korunmayı hedeflediği belirtildi.
Dijital Düzenin Çok Boyutlu Etkileri Vurgulandı
İstanbul Aile Vakfı Başkanı, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, davanın hukuki boyutunun yanı sıra sosyolojik, kültürel ve milli güvenlik gibi çok sayıda boyutu barındırdığını ifade etti. Günümüzdeki dijital ortamın, çocukların ve gençlerin maruz kaldığı durumun artık sadece bir teknoloji meselesi olmaktan çıktığını belirten Başkan, temel itirazlarının, çocukların, gençlerin ve tüm sosyal medya kullanıcılarının dikkatini, psikolojisini ve duygusal gelişimini hedef alan algoritmaların, ticari kazanç uğruna bağımlılık üreten bir sisteme dönüşmüş olması olduğunu vurguladı. Bu sistemin merkezinde yer alan 'dikkat ekonomisi'nin, insanların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmaya çalıştığını ve bunun sadece zamanı çalmakla kalmayıp, aile içi iletişimi, odaklanma kapasitesini, duygusal dayanıklılığı ve gerçek hayatla bağı da aşındırdığını dile getirdi.
Talep Sansür Değil, Koruma
Dava dilekçesinde, Twitter (X), Meta (Instagram ve Facebook), Google (YouTube) ve TikTok gibi platformlara karşı açılan davada, özellikle çocukların, gençlerin ve tüm sosyal medya kullanıcılarının algoritmik bağımlılık mekanizmalarına maruz bırakılması, zararlı içeriklerin yayılım biçimi, yaş doğrulama sistemlerinin yetersizliği, mahremiyet ihlalleri ve platformların psikolojik bağımlılık üreten tasarımları üzerinde durulduğu aktarıldı. Başkan, zararlı bir ürünün market raflarına konulamayacağı gibi, çocukların ve gençlerin psikolojisini etkileyen dijital mekanizmaların da 'özgürlük' adı altında kontrolsüz bırakılamayacağını belirtti. Sürecin 15 ve 19 Mayıs tarihlerinde konumlandırılmasının sembolik anlamı olduğuna dikkat çekilerek, 15 Mayıs'ta Temiz Ekran Hareketi'nin toplantısının yapıldığı, 19 Mayıs'ın ise milletin bağımsızlık iradesini ortaya koyduğu tarih olduğu hatırlatıldı. Bu bağlamda, 15 Mayıs ile 19 Mayıs arasındaki ilişkinin, işgal ve direniş arasındaki tarihsel hattı temsil ettiği ifade edildi. Günümüzde işgalin sadece askeri değil, aynı zamanda zihinleri, dikkatleri ve duygusal dünyayı hedef alan ekranlar üzerinden geldiği, kültürel işgal girişimlerinin söz konusu olduğu ve artık sadece sınırların değil, evlatların ekranlarının da nöbetinin tutulması gerektiği vurgulandı.
'Yalnızlık Ekonomisi' ve Dijital Bağımlılık Döngüsü
Karabıyık, modern dijital sistemlerin ve ekonomik modellerinin büyük ölçüde yalnız insanlar üzerine kurulu olduğunu, yalnız bireylerin daha fazla tükettiğini, ekran başında daha çok vakit geçirdiğini ve bu durumun mükemmel tüketici profiline ulaştırdığını ifade etti. Günümüzde yalnızlığın küresel bir sorun haline geldiğini, Japonya ve İngiltere gibi ülkelerde 'Yalnızlık Bakanlığı' kurulduğunu, çünkü yalnızlaşmanın sadece psikolojik değil, ekonomik, sağlık ve kamu yönetimi boyutları da olduğunu belirtti. Büyük şehirlerde milyonlarca insanın birbirine yakın yaşarken, tarihin en yalnız dönemlerinden birinin yaşandığına dikkat çekildi. İstanbul Aile Vakfı'nın çalışmalarında, büyükşehirlerde yalnızlık hissinin, stresin ve kaygının arttığının görüldüğü aktarıldı. Ailenin zayıflamasıyla yalnızlığın büyüdüğü, yalnızlık arttıkça ekran bağımlılığının yükseldiği ve bunun da bireylerin gerçek ilişkilerden daha fazla kopmasına yol açarak bir kısır döngü oluşturduğu dile getirildi. Bu kısır döngüden çıkışın ancak aile bağlarını kuvvetlendirerek mümkün olacağı ve bu bağları zayıflatan algoritmaların da bu davaların temel konusu olduğu belirtildi.
'Dopamin Ekonomisi' ve Sürekli Uyaran İhtiyacı
Dijital platformların büyük bir kısmının nörolojik mekanizmalar üzerinden çalıştığına işaret eden Karabıyık, beğeni, kaydırma, kısa video akışı ve bildirim sistemlerinin tamamının beynin ödül mekanizmasını sürekli tetiklemek için tasarlandığını, bu durumun çalıştaylarda da tartışıldığı bilgisini paylaştı. Günümüz dijital ekosisteminin 'dopamin ekonomisi' olarak adlandırılabileceği ve çocukların, gençlerin ve kullanıcıların sürekli yeni uyaran ve haz arayışında olduğu, dopamin mekanizmasını uyaracak uyaranları sürekli talep ettiği ifade edildi.
Uzman Analizi:İstanbul Aile Vakfı'nın sosyal medya şirketlerine açtığı bu dava, dijitalleşmenin getirdiği toplumsal ve bireysel sorunlara dikkat çekmesi açısından büyük önem taşıyor. Algoritmaların bağımlılık yaratma potansiyeli ve bunun aile yapısı üzerindeki etkileri, küresel ölçekte tartışılan bir konu. Davanın sonuçları, dijital platformların sorumlulukları ve kullanıcıların korunması noktasında emsal teşkil edebilir.