Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan 2026 Türkiye Raporu'na ilişkin yazılı bir açıklama yaparak metinde yer alan siyasi kriterler ile yargı ve temel haklar alanındaki iddiaları bütünüyle reddetti.
Ankara'daki diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, söz konusu raporun açıklanmasının hemen ardından ilgili birimler tarafından kapsamlı bir inceleme başlatıldı ve Brüksel'in yaklaşımındaki çelişkiler masaya yatırıldı.
Dışişleri Bakanlığının Açıklamasındaki Temel Gerekçeler
Bakanlık tarafından yapılan resmi açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı Genişleme Paketi kapsamındaki 2026 Türkiye Raporu'nun, birliğin ülkeye karşı uzun süredir sürdürdüğü ön yargılı ve uzak tutumun somut bir kanıtı olduğu vurgulandı.
Özellikle siyasi kriterler, yargı bağımsızlığı ve temel haklar başlıkları altında, nesnel gerçeklikle bağdaşmayan mesnetsiz iddiaların raporda yer almasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.
Söz konusu ithamların, bazı Avrupa Birliği yetkililerinin kronikleşmiş çifte standartlı yaklaşımının ve artık inandırıcılığını yitirmiş bürokratik zihniyetinin bir yansımasından ibaret olduğu altı çizilerek kaydedildi.
Kıbrıs Meselesi ve Maksimalist Tezlerin Eleştirisi
Raporda yer alan bölgesel başlıklara bakıldığında, özellikle Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin uluslararası hukukla uyuşmayan maksimalist tezlerinin yeniden savunulduğu görüldü.
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki meşru hak ve menfaatlerinin, raporda bir kez daha kasıtlı olarak göz ardı edildiği müşahede edildi.
Avrupa Birliği'nin Kıbrıs meselesinde taraflı ve kayıtsız şartsız Rum kesiminin pozisyonunu benimsemeye devam ettiği sürece, adadaki kalıcı çözüm çabalarına yapıcı bir katkı sunmasının asla mümkün olamayacağı hatırlatıldı.
Doğu Akdeniz ve Libya Mutabakatı Boyutu
Brüksel'in yayımladığı belgede Doğu Akdeniz'e dair yapılan değerlendirmelerin uluslararası hukuk normlarına ve hakkaniyet ilkesine tamamen aykırı olduğu tespiti yapıldı.
Türkiye ile Libya arasında akdedilmiş olan Mutabakat Muhtırası'na yönelik mesnetsiz ifadelerin hukuki açıdan hiçbir geçerliliğinin ve hükmünün bulunmadığı açıkça vurgulandı.
Bölgesel istikrarı zedeleyen bu tür tek taraflı ve taraflı bakış açılarının, Akdeniz'deki barış ve iş birliği iklimine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmadığına dikkat çekildi.
Ekonomik İş birliği ve Gümrük Birliği Vurgusu
Raporun sadece eleştirel siyasi başlıklardan ibaret olmadığını belirten yetkililer, Türkiye'nin ekonomik ve parasal politikalar alanındaki yapısal ilerlemelerine de metinde yer verildiğini kaydetti.
Ülkenin iyi işleyen piyasa ekonomisine sahip olduğu, küresel rekabet baskılarıyla baş edebilme kapasitesinin yüksek olduğu yönündeki tespitlerin olumlu bulunduğu belirtildi.
Ayrıca Türkiye'nin tedarik zincirleri, bağlantısallık ve savunma sanayi alanındaki kritik rollerine yapılan atıfların da göz ardı edilmediği ifade edildi.
Stratejik Vizyon ve İlişkilerin Geleceği
Türkiye-AB ilişkilerinin günlük siyasi hesaplara kurban edilmemesi gerektiği, ilişkilerin ortak çıkarlar ve uzun vadeli bir vizyon temelinde yeniden ele alınmasının elzem olduğu kaydedildi.
Ankara'nın ortaklık hukuku çerçevesinde karşılıklı güven ve saygıya dayalı diyalog mekanizmalarını işletmeye hazır olduğu bir kez daha yinelemiş oldu.
Avrupa Birliği'nden beklentinin, son dönemde artan angajmanları somut ve stratejik kararlara dönüştürerek ortak geleceğin gerektirdiği siyasi iradeyi göstermek olduğu net bir şekilde duyuruldu.