Akademisyen, edebiyatçı ve yazar Prof. Dr. İskender Pala, 'Türkiye'nin Çınarları' projesi kapsamında gerçekleştirilen kapsamlı bir mülakatta, çocukluk yıllarındaki kısıtlı imkanlardan askerlik hayatındaki kırılma noktalarına, yazarlık disiplininden tarihi karakterleri içselleştirme yöntemlerine kadar pek çok konuyu açıklığa kavuşturdu. 21 Mayıs 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan bu özel söyleşide Pala, genç nesillere de değerli tavsiyelerde bulundu.
Edebiyat Tutkusunun Kökenleri ve Kitaba Ulaşmanın Zorluğu
Prof. Dr. İskender Pala, çocukluk yıllarının edebiyatla tanışma sürecini, 1960'larda Türkiye'de yılda yalnızca 950 kitabın basıldığı bir dönemde geçtiğini belirterek anlattı. Edebiyat tutkusunun Teksas, Tommiks gibi çizgi romanlar ve Peyami Safa'nın '9. Hariciye Koğuşu' eseriyle başladığını ifade eden Pala, o yıllarda kitaba sahip olmanın lüks bir ayrıcalık olduğunu vurguladı. Pala, 'Bütün yıl boyunca bu koca ülkede 950 kitap yayınlandığı bir yılda doğmuşum. Benim çocukluğumda Mevlana henüz yayınlanmamıştı. Dolayısıyla benim çocukluğumda tarihi romanlar henüz yeni yeni yayınlanmaya başlamıştı' sözleriyle dönemin kültürel ortamını gözler önüne serdi. Hasta yatağında okuduğu ve bir hasta çocuğu anlatan '9. Hariciye Koğuşu' ile Peyami Safa'yı tanıdığını, bu eserin kendisi için ilk okuyuş lezzetini hiçbir zaman kaybetmediğini dile getirdi. Beş kardeş arasında okuyan tek kişi olmanın ve bir kitaba sahip olmanın kendisine ayrıcalıklı hissettirdiğini de ekledi.
Yazarlık Serüvenindeki 'Çılgınca' Adımlar
Yazarlık serüveninin ilk adımlarını lise yıllarında attığını belirten Pala, transistörlü radyosundan Türk sanat müziği dinleyerek şarkı sözleri yazdığını, küçük hikayeler kaleme aldığını söyledi. O dönemde TRT'de yayınlanan 'Hikaye Saati' programına gönderdiği ikinci hikayesinin okunmasıyla yazmanın güzelliğini hissettiğini anlattı. Henüz 16 yaşındayken megalomanca bir kararla roman yazmaya başladığını ifade eden Pala, 'Bir Ömür Böyle Geçti' adını verdiği, bir kız çocuğunun kaçırılıp dilencilik yaptırıldığı arabesk temalı roman denemesini yarıda bıraktığını ancak bu ismin 16 yaşındaki bir genç için 'çılgınca' bir adım olduğunu belirtti.
Heybeliada'da Şiir Yüzünden Disiplin Cezası
Heybeliada Deniz Lisesi'ndeki öğretmenlik görevi sırasında öğrencilerine şiir aşıladığı için disiplin cezası aldığı yönündeki iddiaları doğrulayan Prof. Dr. İskender Pala, olayın abartılan bir versiyonu olduğunu ancak ceza aldığını ifade etti. Divan edebiyatı alanında doktorasını tamamladıktan sonra askeri okula girdiğini ve Divan şiirinin kendisi için her şey olduğunu vurguladı. Öğrencilere aruz öğrettiği bir derste, komutanın kendisini çağırarak 'Teğmen, ben burada savaşacak insanlar yetiştirmek istiyorum, her saat durmadan şiir okuyan adamlar değil' dediğini ve bu sebeple disiplin cezası aldığını aktardı. Pala, bu cezayı 'kulağımı çekme, 'Adımlarını denk at' olarak algıladığını ancak sebebin öğrencileri asker olma ruhunun dışına çıkarmak olarak gösterildiğini dile getirdi.
Tarihi Karakterlere Yaklaşım ve Yazarlık Sorumluluğu
Şah İsmail'den Yavuz Sultan Selim'e, Yunus Emre'den Barbaros Hayrettin Paşa'ya kadar pek çok tarihi karakteri eserlerinde işleyen Pala, bu karakterleri yazarken büyük bir sorumluluk hissettiğini belirtti. Kendisini 'çok çalışan bir yazar' olarak tanımlayan Pala, tarihi karakterleri kaleme almadan önce onların dünyalarını, çağlarını, o günün gereklerini, imkanlarını ve modasını her yönüyle araştırdığını ve öğrendiğini vurguladı. Hatalı yazmamak için bu detaylı araştırmanın olmazsa olmaz olduğunu ifade etti.
Uzman Analizi:Prof. Dr. İskender Pala'nın yazarlık serüveni, edebiyatın birey üzerindeki dönüştürücü gücünü ve disiplinli çalışmanın önemini gözler önüne sermektedir. Kısıtlı imkanlara rağmen bir tutkunun peşinden gitmesi ve eleştirel yaklaşımlara rağmen kendi yolunu çizmesi, özellikle genç yazarlar için ilham verici bir örnek teşkil etmektedir. Tarihi karakterlere derinlemesine araştırma ile yaklaşımı ise, edebi eserlerin sadece kurgu değil, aynı zamanda bilgi ve sorumluluk taşıması gerektiğini hatırlatmaktadır.