Bazı tarihler vardır ki üzerinden yıllar geçse de toplumsal hafızadaki tazeliğini ve siyasi tarihteki ağırlığını korumaya devam eder. Türkiye siyaseti açısından 3 Kasım 2002 tarihi de tam olarak bu niteliği taşıyan, ezberleri bozan bir kırılma noktasıdır. Aradan geçen 24 yıllık zaman zarfında ülke tarihi adeta yeniden yazılmış, siyasi kadrolardan ekonomik dengelere, toplumsal dinamiklerden dış politikaya kadar pek çok ezber kökten değişmiştir.
2002 yılının Türkiye'si hatırlanacak olursa; derin ekonomik krizlerin izleri, koalisyon hükümetlerinin yarattığı kronik istikrarsızlıklar ve siyasi belirsizliklerin ülkenin üzerine kabus gibi çöktüğü karanlık bir dönemdi. Vatandaşın bütçesinden geleceğe dair beklentilerine kadar her şey uçurumun kenarındaydı ve halk değişim için güçlü bir irade arıyordu. Tam da bu atmosferde, 14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları tarafından kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, henüz birinci yaşını bile kutlamadan girdiği 3 Kasım seçimlerinde yüzde 34,28 oy oranıyla tek başına iktidara yürüdü.
AK Parti İktidarının İlk Yılları ve Siyasi Yasaklar
O günkü şartlarda bu siyasi hareketin çeyrek asra yakın bir süre boyunca kesintisiz iktidarda kalacağını öngörmek pek mümkün olmasa da, sandıktan çıkan sonuç Türk siyasetinin akışını tamamen değiştirdi. İktidarın ilk günlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağı bulunması nedeniyle milletvekili olamaması, hükümetin Abdullah Gül liderliğinde kurulmasıyla sonuçlandı. Ardından Siirt'te düzenlenen yenileme seçimiyle Meclis'e giren Erdoğan başbakanlık koltuğunu devraldı ve süreç resmen ivme kazandı.
Bu çeyrek asırlık zaman dilimi sadece seçim zaferleriyle değil, aynı zamanda demokrasinin ve devlet aklının sınandığı çok sert badirelerle örülüydü. 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçim krizleri, 27 Nisan e-muhtırası, 2008'deki kapatma davası kılıcının partinin üzerinde sallanması, 2013 Gezi Parkı olayları ve 17-25 Aralık yargı operasyonları bu dönemin en sert siyasi kavşakları oldu. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi, Türk milletinin sokaklarda yazdığı destanla bastırılarak yakın tarihin en büyük dönüm noktası olarak hafızalara kazındı.
Savunma Sanayiinde ve Altyapıda Yaşanan Büyük Dönüşüm
Geçen 24 yıllık süre zarfında sadece siyasi arenada değil, ülkenin yapısal ve ekonomik yüzünde de devasa yatırımlar hayata geçirildi. Ulaşım ağlarından devasa şehir hastanelerine, köprülerden tünellere kadar yurdun dört bir yanı imar edilirken, savunma sanayii ülkenin stratejik bağımsızlığının en somut vitrini haline geldi. Dışa bağımlı yapıdan sıyrılarak kendi insansız hava araçlarını, helikopterlerini ve deniz platformlarını üreten Türkiye; KAAN, Kızılelma, Bayraktar TB2 ve TCG Anadolu gibi projelerle küresel rekabette adından söz ettirdi.
Öte yandan TOGG ile otomotiv sektöründe atılan tarihi adımlar, enerji alanındaki sondaj faaliyetleri ve yüksek teknoloji yatırımları bu kalkınma hamlesinin omurgasını oluşturdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık vurguladığı Türkiye Yüzyılı vizyonu, işte bu 24 yıllık birikimin ve altyapının üzerine inşa edilmek istenen yeni dönemin stratejik haritası olarak masada duruyor. Elbette bu uzun yolculukta atlanan eksiklikler ve halkın çözülmesini beklediği ekonomik sıkıntılar bulunuyor; ancak kazanılan ivmenin korunması öncelikli hedef olmayı sürdürüyor.
Sakarya Bu 24 Yıllık Yatırım ve Kalkınma Hamlesinin Neresinde Yer Alıyor
Makro düzeydeki bu büyük dönüşümün yereldeki yansımaları incelendiğinde, Sakarya'nın da bu süreçten en çok pay alan illerin başında geldiği görülmektedir. AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever'in paylaştığı verilere göre, son 24 yılda şehre kazandırılan yatırımların toplam tutarı 600 milyar TL sınırını aşmış durumdadır. Ulaşım projelerinden nitelikli sağlık yatırımlarına, eğitim yuvalarından organize sanayi bölgelerine kadar her alanda Sakarya sürekli büyüyen bir cazibe merkezine dönüşmüştür.
Bununla birlikte artan nüfus ve gelişen sanayi altyapısı, şehrin önümüzdeki dönemdeki ihtiyaçlarını da doğru orantılı olarak artırmaktadır. Yerel dinamiklerin ve merkezi hükümetin eş güdüm içinde yürüttüğü çalışmalar, Sakarya'nın hem Marmara bölgesindeki lojistik önemini pekiştirmekte hem de şehri geleceğe hazırlamaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yapılacak yatırımların hızı, Sakarya'nın ekonomik refahını ve sosyal dokusunu doğrudan belirleyecek en kritik unsurlar arasında yer almaktadır.
2028 Seçimlerine Giderken Türkiye'yi Bekleyen Kritik Sınavlar Nelerdir
Önümüzdeki dönemin en kritik eşiklerinden biri hiç şüphesiz 2028 yılında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bu sürece giden yoldaki bölgesel gelişmelerdir. Türkiye'nin çevresinde coğrafi olarak yaşanan çatışmalar, Suriye ve Orta Doğu eksenli güvenlik riskleri, ülkenin dış politikada her zamankinden daha dirayetli ve temkinli olmasını zorunlu kılmaktadır. Küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bu periyotta, Ankara'nın izleyeceği stratejik hamleler ülkenin ulusal çıkarlarını korumak açısından hayati önem taşımaktadır.
Diğer taraftan içeride toplumsal huzurun pekiştirilmesi, kardeşlik hukukunun güçlendirilmesi ve terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ortak beklenti olmayı sürdürmektedir. Bu konularda atılacak adımların hassasiyetle yürütülmesi, 2028 hedeflerine ulaşmada en temel dayanak noktasıdır. Siyasi istikrarın devamı ve tecrübeli liderliğin süreci yönetmesi, ülkenin geleceğe güvenle bakabilmesi adına ilgili çevrelerin sıkça dile getirdiği argümanlar arasında başı çekmektedir.
Çeyrek Asırlık Siyasi Yolculuğun Geleceğe Yansıyan Vizyonu Nedir
Bir siyasi partinin çeyrek asra yakın bir süre boyunca iktidarda kalabilmesi, Türk siyaset tarihi açısından olağanüstü bir başarı olarak kayıtlara geçerken, asıl mesele bu tecrübenin ülkenin yarınları için nasıl optimize edileceğidir. Geçmişte elde edilen kazanımlar ve hayata geçirilen devasa projeler elbette kıymetlidir; ancak bundan sonraki süreçte hangi vizyonun ortaya konulacağı çok daha büyük bir merak konusudur. Toplumun farklı kesimlerinin beklentileri, ekonomik dengeyi sağlama yönündeki çabalar ve yeni nesil reform ihtiyaçları masadaki yerini korumaktadır.
Gözlerin tamamen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğine ve önümüzdeki süreçte açıklayacağı somut yol haritasına çevrildiği bu dönemde, Türkiye yeni bir eşiğin eşiğindedir. 24 yıllık bu devasa siyasi hikaye, sadece geçmişin bir dökümü değil, aynı zamanda geleceğe yazılacak yeni metnin giriş paragrafıdır. Sandık başına gidildiğinde milletin vereceği karar, bu uzun yolculuğun hangi yönü evrileceğini ve tarihin bu döneme nasıl bir not düşeceğini net bir şekilde gösterecektir.