Ekonomi 7 dk okuma

Bakan Şimşek'ten İklim Eylemi Çağrısı: Büyüme, İstikrar ve Refah İçin Kritik

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra'da yaptığı konuşmada iklim eyleminin ekonomik büyümeyi, istikrarı ve refahı koruduğunu vurgulayarak, iklim değişikliğinin küresel bir ekonomik risk oluşturduğunu belirtti. Şimşek, gelişmekte olan ülkelerin iklim hedefleri için büyük bir finansman açığı olduğunu ve Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamında 'İklim Uygulama Köprüsü' gibi girişimlerle bu açığı kapatmaya odaklanacağını söyledi.

C
Editör
Canan Demir
Yayınlanma Tarihi
Paylaş
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra'daki Net Sıfır Emisyon Zirvesi'nde konuşma yaparken.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra'da düzenlenen Net Sıfır Emisyon Zirvesi'nde iklim eyleminin ekonomik boyutuna dikkat çekti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra İklim Eylemi Haftası kapsamında düzenlenen Net Sıfır Emisyon Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, iklim eyleminin sadece çevreyi korumakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik büyümeyi, istikrarı ve refahı da güvence altına aldığını vurguladı. Şimşek, iklim değişikliğinin artık küresel bir ekonomik risk oluşturduğuna dikkat çekerek, harekete geçmemenin maliyetinin, felaketleri önlemenin maliyetinden çok daha yüksek olacağını belirtti.

Yıllık 2,5 Trilyon Dolarlık İhtiyaç, 200 Milyar Dolarlık Akış

  • Gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerine ulaşabilmesi için 2030'a kadar yıllık yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık finansmana ihtiyaç duyuluyor.
  • Mevcut finansman akışları ise bu ihtiyacın yalnızca 200 milyar dolarlık kısmını karşılıyor.
  • Finansman açığının temel nedeninin sermaye eksikliği değil, mevcut sermayenin harekete geçirilmesi ve doğru projelere yönlendirilmesindeki zorluklar olduğu belirtildi.

Ekonomik Gerekçeler ve Finansman Zorlukları

Bakan Şimşek, Londra'da yaptığı konuşmada, son 10 yılda iklim değişikliğiyle mücadeledeki tartışmaların hedefler ve taahhütler üzerine yoğunlaştığını ancak artık bu hedeflerin hayata geçirilmesi zamanının geldiğini ifade etti. Çoğu ülkenin iddialı hedeflere sahip olduğunu belirten Şimşek, asıl meselenin bu planların gerekli hız ve ölçekte uygulanıp uygulanamayacağı olduğunu söyledi. İklim eyleminin ekonomik gerekçesinin açık olduğunu ve iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlığın maliyetinin çok yüksek olacağını vurguladı. Çalışmaların büyük bölümünün, harekete geçmemenin maliyetinin, iklim felaketini önlemenin maliyetinden katbekat fazla olduğunu gösterdiğini sözlerine ekledi.

Finansman tarafında önemli zorluklar bulunduğunu belirten Şimşek, Çin dışındaki gelişmekte olan ülkelerin 2030'a kadar iklim hedeflerine ulaşabilmeleri için yıllık yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyaç duyduğunu, ancak mevcut finansman akışlarının yalnızca 200 milyar dolar seviyesinde kaldığını kaydetti. İhtiyaç duyulan ölçeğin çok uzağında olunduğunu ifade eden Şimşek, finansman açığının sermaye eksikliğinden değil, mevcut sermayenin büyük ölçekte harekete geçirilmesi ve yatırım yapılabilir iklim projelerine yönlendirilmesindeki zorluklardan kaynaklandığını vurguladı. Bu açığın kapatılmasının herkesin en temel önceliklerinden biri olması gerektiğini belirtti.

Küresel Bir Ekonomik Tehdit

Şimşek, iklim riskinin artık geleceğe ait bir risk olmadığını, bugün küresel ekonomi açısından somut bir risk haline geldiğini söyledi. Sorunun sadece ülkelerle sınırlı olmadığını, küresel bir sorun olduğunu dile getirdi. Dünyada iklim kaynaklı kayıpların yalnızca yaklaşık dörtte birinin sigortalanabildiğini, geri kalanının yükünün ise hane halkları, şirketler ve devletlere kaldığını belirtti. Bu durumun iklim riskini giderek daha fazla ülke riski haline getirdiğini ve zamanla finansal istikrarsızlığın bir kaynağına dönüşme potansiyeli taşıdığını ifade etti.

Küresel finans sisteminde daha sade, hızlı ve etkili bir iklim finansmanı mimarisine ihtiyaç duyulduğunu belirten Şimşek, sermaye maliyetinin düşürülmesi, finansmana erişimin geliştirilmesi ve kamu kurumları, kalkınma bankaları ile yatırımcıların daha etkin işbirliği içinde çalışması gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin COP31 Başkanlığı ve 'İklim Uygulama Köprüsü' Girişimi

Bakan Şimşek, Bakü'de düzenlenen COP29'da ülkelerin 2035'e kadar yıllık 300 milyar dolarlık yeni bir iklim finansmanı hedefinde uzlaştığını ve 1,3 trilyon doları harekete geçirmek için bir yol haritası oluşturulduğunu hatırlattı. Ayrıca, COP30'da liderlerin iklim değişikliğine uyum finansmanını 2035'e kadar üç katına çıkarma konusunda anlaştığını hatırlattı. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamında, mevcut sistemin daha etkin çalışmasına katkı sağlamayı amaçladıklarını belirten Şimşek, "İklim Uygulama Köprüsü" adıyla yeni bir girişim başlatılacağını duyurdu. Bu girişimin, ülkelerin iklim önceliklerini yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine ve bu projeleri finansman imkanlarıyla buluşturmalarına yardımcı olmayı hedeflediğini açıkladı. Bu yapının yeni bir fon veya finansal kurum olmadığını, projelerin konsept aşamasından finansmana ve uygulamaya daha hızlı geçişini sağlayacak şekilde paydaşları bir araya getiren pratik bir çaba olduğunu vurguladı.

Şimşek, özel sektörün bu girişimin şekillendirilmesinde ve desteklenmesinde aktif rol üstlenmesini umduklarını ve bu tür girişimlerin özel sektör olmadan başarıya ulaşamayacağına işaret etti.

Elektrifikasyon, Atık Yönetimi ve Daha Fazlası

Bakan Şimşek, Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamındaki önceliklerinden birinin elektrifikasyon olduğunu belirtti. Enerji güvenliği, erişilebilirlik ve sürdürülebilirliğin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlatan Şimşek, bu çerçevede elektrifikasyonun hızlandırılmasına yönelik küresel bir tartışma başlattıklarını ve elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2035 yılına kadar yaklaşık yüzde 20'den yüzde 35'e çıkarılması hedefini ortaya koyduklarını söyledi. Gündemin yalnızca elektrifikasyonla sınırlı olmadığını, atık yönetimi, şehirler, okyanuslar ve gençlerin sürece katılımı gibi alanlara da odaklandıklarını ekledi. Bu alanların her birinin inovasyon, yatırım ve ortaklık açısından önemli fırsatlar sunduğunu ve özel sektörün uzmanlığına ve dinamizmine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

İklim eyleminin ekonomik gerekçesi, harekete geçmemenin maliyetinin, iklim felaketlerini önlemenin maliyetinden katbekat fazla olmasıdır. İklim eylemi, sadece çevreyi korumakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik büyümeyi, istikrarı ve refahı da korumayı hedefler.

Çin dışındaki gelişmekte olan ülkelerin 2030'a kadar iklim hedeflerine ulaşabilmeleri için yıllık yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyaç duyulduğu öngörülmektedir. Mevcut finansman akışları ise bu ihtiyacın yalnızca 200 milyar dolarlık kısmını karşılamaktadır.

İklim Uygulama Köprüsü, ülkelerin iklim önceliklerini yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine ve bu projeleri finansman imkanlarıyla buluşturmalarına yardımcı olmayı amaçlayan pratik bir çabadır. Yeni bir fon veya finansal kurum olmayıp, projelerin konsept aşamasından finansmana ve uygulamaya daha hızlı geçişini sağlayacak şekilde paydaşları bir araya getirmeyi hedefler.

Türkiye'nin COP31 Başkanlığı kapsamındaki öncelikleri arasında elektrifikasyonun hızlandırılması, atık yönetimi, şehirler, okyanuslar ve gençlerin sürece katılımı gibi alanlar bulunmaktadır. Elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarılması hedeflenmektedir.

Bu Haber Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?