İstanbul'da düzenlenen TRT World Forum 2026 kapsamında iklim krizine ve gençlerin küresel ölçekteki rollerine dair kritik değerlendirmeler yapıldı. Bu kapsamda COP31 Gençlik ve İklim Elçisi olarak görevlendirilen İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğrencisi Hüseyin Atahan Kubat, önümüzdeki dönemin iklim politikalarında genç nesillerin aktif bir aktör olacağını belirtti. Konferansta alınan kararların geleceğin şekillenmesinde belirleyici olacağı vurgulandı.
Nitekim sürecin perde arkasına bakıldığında, gençlerin küresel iklim müzakerelerinde daha fazla söz sahibi olması gerektiği fikrinin uluslararası platformlarda giderek güç kazandığı görülüyor. Öte yandan konunun uzmanlarının özellikle dikkat çektiği bir diğer boyut ise, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmada genç kuşağın enerjisinin ve vizyonunun katalizör etkisi göreceği gerçeğidir. Masadaki bu tablonun sahadaki pratik karşılığı incelendiğinde, uluslararası çevre zirvelerinde artık sadece diplomatların değil, genç elçilerin de doğrudan masada yer aldığı yepyeni bir döneme girildiği net bir şekilde anlaşılıyor.
COP31 Sürecinde Gençlerin Üstlendiği Roller
Hüseyin Atahan Kubat'ın aktardığı bilgilere göre, COP31 sürecinde gençleri temsil eden panellerin sayısı artırılacak ve gençlik buluşmaları kesintisiz bir şekilde sürdürülecek. Başkanlık ekibiyle koordineli bir çalışma yürütecek olan genç elçiler, sadece gözlemci statüsünde kalmayıp politika yapım süreçlerine doğrudan katkı sunacaklar. Bu durum, küresel iklim diplomasisinde nesiller arası köprünün ne denli somut bir zemine oturtulmaya çalışıldığını açıkça ortaya koyuyor.
Sürecin geçmişindeki dönüm noktaları incelendiğinde, geçmiş yıllarda gençlerin iklim zirvelerinde yalnızca protesto eden veya talepte bulunan konumda olduğu, bugün ise müzakere masalarının asli unsurlarından biri haline geldiği görülüyor. Bu dönüşüm, uluslararası kurumların gençlerin sesine kulak vermesinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunun anlaşıldığının en somut göstergesidir. Nitekim yetkililerin yaptığı değerlendirmelerde, gençlerin yeşil ekonomi ve yeşil finans alanlarındaki projelerinin ulusal stratejilere entegre edilmesinin önemi sıkça dile getiriliyor.
Öte yandan iklim değişikliğinin yanı sıra biyoçeşitlilik kaybı, kuraklık ve toprak kaybı gibi krizlerin de genç elçilerin çalışma alanları arasında yer alması bekleniyor. Küresel ölçekte yaşanan bu ekolojik deformasyonların tek bir ülkenin sınırları içinde kalmadığı, aksine tüm dünyayı esir alan zincirleme bir reaksiyon yarattığı gerçeği, gençlerin uluslararası iş birliğini artırma motivasyonunu da körüklüyor. Bu bağlamda, farklı ülkelerden gençlerin ortak akıl üretmesi için kurulan mekanizmaların sayısı her geçen gün artış kaydediyor.
Türkiye'nin 2053 Hedefleri ve Gençliğin Vizyonu
Türkiye'nin ilan ettiği 2053 net sıfır emisyon hedefi, ülkenin gelecek otuz yıldaki endüstriyel, ekonomik ve toplumsal dönüşümünün de ana omurgasını oluşturuyor. Bu stratejik hedef doğrultusunda atılan adımların, bugün okullarda okuyan ya da iş hayatına yeni atılan gençlerin yaşamını doğrudan etkileyeceği biliniyor. Dolayısıyla, verilen taahhütlerin arkasında durulması ve sürecin şeffaf bir şekilde takip edilmesi konusunda en büyük sorumluluk yine bu kuşağa düşüyor.
Bununla birlikte kararın zemininde yatan en temel etken, iklim krizinin uzun soluklu bir maraton olduğu ve bu maratonun sonuna kadar aynı kararlılıkla koşan bir nesle ihtiyaç duyulduğu gerçeğidir. Uzmanlar, bugünkü politika yapıcıların imzaladığı anlaşmaların yarınki gençlerin yaşam alanlarını doğrudan sınırlayacağını ya da genişleteceğini belirtiyor. Bu yüzden kararların alınmasında gençlerin aktif olarak rol alması, demokratik katılımın ve sürdürülebilirliğin en temel teminatı olarak kabul ediliyor.
Gelişmelerin bir sonraki aşamasında ise ulusal ve uluslararası platformlarda gençlik konseylerinin daha aktif yetkilerle donatılması planlanıyor. Sektörel bazda yeşilistihdam olanaklarının artırılması, iklim girişimciliğine verilecek desteklerin çeşitlendirilmesi ve akademik araştırmaların bu yöne evrilmesi bekleniyor. Tüm bu adımlar, Türkiye'nin uluslararası iklim rejimindeki ağırlığını artırırken gençlerin de küresel kararlarda imza sahibi olmasını kolaylaştıracak.
Gençler İklim Krizinden Nasıl Doğrudan Etkileniyor
İklim krizinin yıkıcı etkileri teorik birer öngörü olmaktan çıkıp, bugünün gençlerinin günlük yaşamının tam ortasında yer alan somut gerçeklikler haline gelmiş durumdadır. Kuraklık dalgaları, gıda güvenliği sorunları, aşırı hava olayları ve su kıtlığı gibi krizler, önümüzdeki yıllarda genç kuşağın ekonomik ve sosyal refahını doğrudan tehdit eden unsurların başında geliyor. Bu nedenle gençlerin iklim politikalarına gösterdiği ilginin arkasında yalnızca çevreci bir duyarlılık değil, aynı zamanda hayatta kalma ve geleceği koruma refleksi de yatıyor.
Pratik hayatta karşılaşılan bu zorluklar, gençleri sadece eleştiren değil çözüm üreten aktörler olmaya zorlamaktadır. Üniversitelerde kurulan iklim kulüpleri, yeşil enerji projeleri ve sıfır atık girişimleri, gençlerin bu krizle bireysel ve toplumsal düzeyde nasıl mücadele ettiğinin en somut kanıtlarıdır. Devlet kurumları ve uluslararası organizasyonlar da bu tabanı göz ardı etmeyerek, gençlerin projelerine finansal ve idari destek mekanizmaları sağlamak için yeni fonlar oluşturuyor.
Geleceğe dönük senaryolar incelendiğinde, 2100 yılına kadar küresel sıcaklık artışının kontrol altına alınamaması durumunda, bugünkü yaşam tarzlarının, kıyafetlerin, konut mimarisinin ve hatta gıda alışkanlıklarının bile kökten değişeceği öngörülüyor. Hüseyin Atahan Kubat ve benzeri genç elçilerin dile getirdiği en önemli uyarı da tam olarak bu noktada düğümleniyor. Alınan her yanlış karar veya geciktirilen her tedbir, yarının dünyasında çok daha büyük maliyetlerle karşılaşılmasına yol açacaktır.
COP31 Zirvesinde Hangi Konular Ele Alınacak
Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek olan COP31 zirvesinin ana gündem maddeleri arasında finansal taahhütler, karbon emisyonlarının azaltılması için yeni takvimler ve teknoloji transferi gibi kritik başlıklar yer alıyor. Gençlik elçileri bu zirvede, özellikle gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı konusunda daha adil bir paylaşım yapması ve gelişmekte olan ülkelere destek sağlaması yönünde baskı unsuru oluşturmayı hedefliyor.
Müzakere masalarında gençlerin dile getirdiği talepler arasında, iklim adaletinin sağlanması ve ekolojik krizlerden en çok zarar gören dezavantajlı grupların korunması öncelikli sırada bulunuyor. Sadece insanları değil, ormanları, okyanusları ve tüm ekosistemi kapsayan bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği savunuluyor. Bu yaklaşım, geleneksel devlet politikasının ötesinde evrensel bir sorumluluk bilincinin inşasına zemin hazırlıyor.
Sonuç olarak, COP31 ve benzeri uluslararası platformlarda gençlerin üstlendiği roller, sadece bugünü kurtarmakla kalmayıp yarının dünyasını inşa edecek olan stratejik bir vizyonu da beraberinde getirmektedir. Türkiye'nin bu süreçteki aktif katılımı ve genç elçilerin uluslararası arenadaki sesleri, ülkenin yeşil dönüşüm yolculuğundaki kararlılığını tüm dünyaya gösteren en güçlü unsurlar arasında yer almaya devam edecektir.