İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi verilerine göre, 13 Ekim akşamı başlayan ve sonraki günlerde etkisini artıran sonbahar yağışları, kentin su arzını güvence altına alan barajlardaki doluluk oranını kritik bir eşikten hızla yukarı taşıdı.
Geçtiğimiz ayın ortalarında yüzde 38 seviyelerinde seyreden su rezervleri, son yirmi üç günlük periyotta yaşanan yoğun yağış dalgası sayesinde 23,44 puanlık tarihi bir artış kaydetti ve kasım ayının ilk haftası itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine ulaştı.
[İstanbul barajlarında son 23 günde kaydedilen su artışının meteorolojik arka planı]
Son haftalarda yaşanan bu ani ve sevindirici yükselişin temelinde, Marmara bölgesini etkisi altına alan kararlı ve kuvvetli yağış sistemleri yatıyor. İSKİ kayıtlarına göre, ekim ayının ortalarından itibaren düşen yağışlar, metrekare başına düşen su miktarını rekor seviyelere çıkardı ve toprak ile rezervuarların doyum noktasına ulaşmasını sağladı.
Uzman meteorologların analizlerine göre, bu dönemde kaydedilen yağış miktarı son on yılın aynı dönemine kıyasla en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. Özellikle ekim ayının ikinci haftasından itibaren kesintisiz devam eden yağışlı hava, kuru geçen yaz aylarının ardından baraj havzalarına adeta can suyu oldu.
Kentin su toplama havzalarındaki bu olumlu tablo, yalnızca yerel yağışlarla sınırlı kalmayıp aynı zamanda dış kaynaklı su transfer hatlarının da düzenli çalışmasıyla desteklendi. Melen ve Yeşilçay sistemlerinden yıl boyunca kente aktarılan milyonlarca metreküp su, rezervlerin dengede kalmasında kritik bir rol oynadı.
[Kandilli Rasathanesi verileriyle Türkiye genelindeki 115 yıllık yağış rekorları]
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı uzmanlarının derlediği 115 yıllık tarihi veriler, 2026 yılının meteorolojik açıdan ne denli istisnai bir döneme denk geldiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Yapılan ölçümlere göre, 1 Ocak ile 5 Kasım tarihleri arasında Türkiye geneline metrekare başına düşen yağış miktarı 1029,5 kilogram olarak hesaplandı.
Bu oran, Kandilli'nin geride bıraktığı 115 yıllık uzun soluklu ölçüm periyodunda kayıtlara geçen en yüksek ikinci yağış miktarı olarak tarihe geçti. Tarihsel seride zirve ise 2010 yılında metrekareye düşen 1059,1 kilogramlık yağışla gerçekleşmişti.
Geçmiş yılların istatistikleri incelendiğinde, 1997 yılında 911,7 kilogram, 1981 yılında 899,7 kilogram ve 1951 yılında 858,1 kilogramlık yağış seviyelerinin görüldüğü, 2026 yılındaki tablonun ise son yarım asrın en yağışlı dönemlerinden birine işaret ettiği açıkça görülüyor.
[Basınç merkezlerinin değişen konumları ve Avrupa ile Türkiye arasındaki iklim farkı]
Meteoroloji mühendislerinin yaptığı detaylı atmosfer analizleri, Türkiye'deki bu bereketli tablonun arkasındaki büyük ölçekli basınç mekanizmalarını gözler önüne seriyor. Buna göre, Orta Akdeniz, Marmara ve Karadeniz üzerindeki deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, kuzeyden gelen kutupsal ve serin hava akımlarını besleyen yüksek basınç alanlarının konumunu doğrudan etkiledi.
Sibirya, İskandinav ve Azor yüksek basınç sistemlerinin Avrupa üzerindeki yerleşim düzenleri, Doğu Akdeniz havzasında, Yunanistan, İtalya ve Türkiye coğrafyasında yağış miktarının ve sıklığının belirgin biçimde artmasına zemin hazırladı. Aynı dönemde Avrupa kıtasının bazı bölgeleri kuraklık ve aşırı sıcak dalgalarıyla boğuşurken, Tuna Nehri'nin debisinde bile ciddi düşüşler kaydedildi.
Türkiye ise yaz aylarını genel olarak mevsim normallerindeki sıcaklıklarla geçirirken, sonbahar dönemiyle birlikte Kuzey Atlantik ve Akdeniz kökenli sistemlerin⁻ etkisi altına girerek su kaynaklarını tahkim etme şansı yakaladı. Bu durum, ülkenin coğrafi konumu itibarıyla iklim dalgalanmalarından ne denli farklı etkilenebildiğini bir kez daha kanıtladı.
[İSKİ istatistikleri ışığında son on yılın doluluk oranları ve rezerv dağılımı]
İstanbul'un su arzını yöneten İSKİ'nin geçmiş yıllara ait kasım ayı istatistikleri, bugünkü yüzde 61,5'lik doluluk oranının uzun vadeli ortalamalar açısından ne kadar güven verici bir seviyede bulunduğunu açıkça gösteriyor. Şehrin su havzalarındaki geçmiş kasım ayı verileri incelendiğinde dramatik dalgalanmalar dikkat çekiyor.
2016 yılı kasım ayı doluluk oranı yüzde 37,31 olarak ölçülmüştü. 2020 yılı kasım ayında bu oran kuraklığın etkisiyle yüzde 29,27'ye kadar gerilemişti. 2023 yılının kasım ayında ise son yılların en büyük krizlerinden biri yaşanmış ve oran yüzde 17,01 seviyesine inmişti. 2024 ve 2025 yıllarında sırasıyla yüzde 30,46 ve yüzde 22,19 olan oranlar, 2026'da yüzde 61,5 ile son yılların zirvesine yerleşti.
Mevcut tablo, geçen yılın aynı dönemine kıyasla su rezervlerinde çok büyük bir toparlanma yaşandığını, toplam 868 milyon metreküpü aşan biriktirme hacminin yarıdan fazlasının şimdiden dolduğunu kanıtlıyor. Günlük su tüketiminin 3 milyon metreküp civarında seyrettiği megakentte, bu rezerv ilerleyen aylar için önemli bir güvence teşkil ediyor.
[Baraj havzalarındaki son durum ve önümüzdeki döneme yönelik projeksiyonlar]
Kenti besleyen ana barajların her birindeki doluluk oranları ayrı ayrı incelendiğinde, havzalar arasındaki su dağılımının dengeli ancak bazı noktalarda hassas olduğu görülüyor. Istrancalar, Darlık ve Alibey gibi barajlar yüksek doluluk oranlarıyla dikkat çekerken, Pabuçdere ve Kazandere gibi noktalardaki oranların hâlâ düşük seviyelerde kalması dikkat çekiyor.
Öte yandan, yıl sonuna kadar hava koşullarının mevsim normallerinin üzerinde yağışlı geçeceği yönündeki beklentiler, su yönetimi açısından iyimser havayı destekliyor. Uzmanlar, yağış rejimindeki bu istikrarın devam etmesi halinde kış aylarının rahat geçirileceğini öngörüyor.
Ancak tüm bu olumlu göstergelere rağmen, su tasarrufunun kurumsal ve bireysel düzeyde sürdürülebilir bir alışkanlık haline getirilmesi gerektiği vurgulanıyor. İklim krizinin getirdiği belirsizlikler göz önüne alındığında, mevcut rezervlerin idareli kullanımı megakentin geleceği açısından hayati önem taşımaya devam ediyor.