Gündem 5 dk okuma

Türk Devletleri Teşkilatı'nda Rusya tartışması ve Ankara zirvesinin perde arkası

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, Rusya'nın TDT'ye gözlemci üye olma önerisini değerlendirerek TÜRKSOY üzerinden kültürel işbirliğinin canlandırılması çağrısında bulundu.

A
Editör
Ahmet Yılmaz
Yayınlanma Tarihi
Paylaş
Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi ve Diplomatik Görüşmeler
Ankara'da gerçekleştirilen TDT 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonrasında diplomatik temaslar hız kazandı.

Ankara'da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, uluslararası diplomasi trafiğinin merkezine yerleşirken, toplantının ardından yapılan üst düzey değerlendirmeler yeni bir dönemin kapılarını araladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde toplanan zirve, teşkilatın tarihsel gelişiminde bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçerken, kabul edilen 163 maddelik Ankara Bildirisi ile stratejik bir yol haritası çizildi. Zirvenin hemen ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, süreçle ilgili kritik açıklamalarda bulunarak küresel güçlerin Türk dünyasına olan ilgisini ve masadaki yeni formülleri detaylı bir şekilde masaya yatırdı.

Zirve boyunca ekonomi, dış politika, güvenlik, kültür ve sosyal ilişkiler başlığında pek çok bağlayıcı karar alınırken, Türkiye'nin dönem başkanlığını devralması sürece ayrı bir ivme kazandırdı. Önümüzdeki dönemin Türk dünyasının küresel düzlemde çok daha aktif bir şekilde tartışılacağı, kurumsal yapının derinleşeceği bir yıl olacağı vurgulandı. Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bünyesinde yer alan Beştepe Millet Ormanı'ndaki Medeniyet Parkı'nda sergilenen simgeler ve liderlerin verdiği birlik mesajı, geçmişten geleceğe uzanan köprünün en somut nişanesi olarak değerlendirildi.

Ankara zirvesinde alınan kararlar ve 163 maddelik bildirinin şifreleri

Nitekim sürecin perde arkasına bakıldığında, Ankara Bildirisi'nin sadece kağıt üzerinde kalmayacağı, Türk devletleri arasındaki entegrasyonu kurumsal bir boyuta taşıyacağı net bir şekilde görülyor. Zirvede kabul edilen 163 maddelik kapsamlı metin, üye ülkeler arasındaki ticaret hacmini artırmaktan gümrük birliği süreçlerini hızlandırmaya, ortak dijital pazarın kurulmasından enerji nakil hatlarının güvenliğine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Özellikle Doğu-Batı aksındaki jeopolitik dengelerin yeniden şekillendiği bu kritik evrede, alınan kararların sahadaki pratik yansımaları titizlikle planlanıyor.

Öte yandan konunun uzmanlarının özellikle dikkat çektiği bir diğer boyut ise Türkiye'nin üstlendiği dönem başkanlığının taşıdığı sorumluluk oldu. Ankara'nın liderliğinde yürütülecek bu yeni süreçte, Türk dünyasının ortak vizyon belgesinin güncellenmesi ve hayata geçirilmesi hedefleniyor. Alınan kararların takibi için ilgili bakanlıklar ve kurumlar arası koordinasyonun en üst seviyeye çıkarılacağı, 2027 yılına kadar somut projelerin tamamlanmasının amaçlandığı belirtiliyor. Masadaki bu tablonun sahadaki pratik karşılığı incelendiğinde, Türk devletlerinin küresel tedarik zincirindeki hayati rolünün her geçen gün daha da pekiştiği açıkça anlaşılıyor.

Bununla birlikte kararın zemininde yatan en temel etken, teşkilatın küresel bir cazibe merkezine dönüşmüş olmasıdır. Zirveden hemen önce üye ülke liderlerinin katılımıyla gerçekleştirilen resmi akşam yemeğinde yaşananlar ve ABD Başkanı Donald Trump'ın zirveye ilişkin tebrik telefonu, TDT'nin uluslararası arenadaki ağırlığının somut birer kanıtı olarak öne çıktı. Gelişmelerin bir sonraki aşamasında ise üçüncü ülkelerin teşkilatla kuracağı ilişkilerin hukuki zeminleri ve diplomatik dengeleri titizlikle masaya yatırılıyor.

TDT plus modeli ve üçüncü ülkelerin teşkilatla diyalog arayışı

Hukuki dayanaklar ve mevzuat detayları incelendiğinde, Türk Devletleri Teşkilatı'nın kuruluş felsefesinin ve Nahçıvan Antlaşması'ndaki üyelik kriterlerinin son derece net olduğu görülmektedir. İstanbul'da 2021 yılında düzenlenen zirvede kabul edilen tüzüğe göre, gözlemci üyelik statüsü için yalnızca Türk dillerinden veya akraba dillerden birini tüm ülke sathında resmi yazışma dili olarak kabul etmiş devletlerin başvurabileceği kuralı getirilmiştir. Bu kategorinin dışında kalan üçüncü ülkelerle karşılıklı menfaatler temelinde esnek bir işbirliği tesis edilmesi amacıyla ise TDT Plus işbirliği modeli benimsenmiştir.

İlgili kurumların görev ve sorumlulukları çerçevesinde, geçtiğimiz dönemde atılan bu adımlar, teşkilatın dışa kapanık bir yapı olmadığını, aksine küresel işbirliğine açık esnek bir mekanizma barındırdığını göstermektedir. Sürecin bugüne kadar olan seyri, uluslararası aktörlerin TDT ile diyalog kurma isteğinin artarak devam ettiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Orta Koridor'un sunduğu lojistik ve stratejik imkanlar, pek çok küresel aktörün Türk devletleriyle kurumsal temas arayışını hızlandırmaktadır.

Gelişmelerin bu aşamasında, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in gündeme getirdiği Rusya Federasyonu'nun gözlemci üye olarak katılması yönündeki öneri, teşkilat içerisinde çok boyutlu bir müzakere sürecini başlatmıştır. Söz konusu talebin hayata geçmesi, tüzük kuralları gereği ancak tüm üye devletlerin ortak onayıyla ve TDT Plus modeli çerçevesinde Dışişleri Bakanları veya Devlet Başkanları düzeyinde gerçekleştirilecek istişarelerle mümkün olabilecektir.

Rusya'nın gözlemci üye olma ihtimali ve Türk dünyasındaki yansımaları

Rusya Federasyonu'nun TDT'ye gözlemci üye olarak katılmasına yönelik tartışmalar, sadece diplomatik bir hamle değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bağların yeniden masaya yatırıldığı karmaşık bir süreci işaret etmektedir. Rusya coğrafyasında tarihsel ve etnik köken olarak Türk dünyasıyla ortaklık kuran Tataristan, Başkurdistan, Yakutistan ve Altay gibi bölgelerde milyonlarca insanın yaşadığı gerçeği, bu konunun etraflıca ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Kültürel bağların derinliği, iki taraf arasındaki diyalog zeminini doğal olarak canlı tutmaktadır.

Pratik detaylar ve dikkat edilmesi gereken noktalar incelendiğinde, resmi makamların bu konuya yaklaşımında hem stratejik dengeleri gözettiği hem de kurumsal ilkelerden taviz vermediği görülmektedir. Rusya'nın yaklaşımı ve Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov'un olumlu açıklamaları, Moskova'nın Türk dünyası ile ilişkileri geliştirme arzusunu teyit ederken, bu durumun teşkilatın ana tüzüğü ile uyumlu hale getirilmesi gerekliliğini de beraberinde getirmektedir.

Haklar, yükümlülükler ve istisnalar çerçevesinde değerlendirildiğinde, olası bir katılımın teşkilatın işleyişini aksatmayacak, aksine bölgesel istikrarı destekleyecek bir esneklikle ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Herhangi bir karar alınmadan önce üye ülkelerin ulusal çıkarlarının ve Türk dünyasının ortak vizyonunun titizlikle gözetileceği, sürecin tüm tarafların mutabakatıyla şekilleneceği ifade edilmektedir.

Kültürel işbirliğini canlandırma hamlesi ve TÜRKSOY formülü

İkinci sorunun doyurucu yanıtı ve aşamaları incelendiğinde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu'nun gündeme getirdiği yeni formülün krizi fırsata çevirecek nitelikte olduğu görülmektedir. TDT çatısı altında faaliyet gösteren Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türk Akademisi gibi kuruluşların, kültürel diplomasinin ana motorunu oluşturduğu bilinmektedir. Özellikle 1993 yılında kurulan TÜRKSOY, en geniş ve en dinamik işbirliği platformu olarak öne çıkmaktadır.

Süreçte başvuru ve takip yöntemleri açısından bakıldığında, 2015 yılında Rusya Federasyonu'nun aldığı bir kararla Rusya bünyesindeki Türk cumhuriyetlerinin TÜRKSOY ile olan işbirliklerinin fiili olarak dondurulduğu ve o günden bu yana ortak faaliyet gerçekleştirilemediği hatırlatılmaktadır. Bu donmuş durumun ortadan kaldırılması için yapılan çağrı, kültürel işbirliğine yeniden hayat verilmesi adına kritik bir eşik oluşturmaktadır.

Geleceğe dönük etkiler ve doğal kapanış değerlendirildiğinde, Rusya ile doğrudan siyasi veya kurumsal bir üyelik tartışmasından ziyade, TÜRKSOY nezdindeki kültürel bağların yeniden canlandırılmasının çok daha rasyonel ve yapıcı bir yol haritası sunacağı anlaşılmaktadır. Ankara zirvesinde temelleri atılan bu yeni vizyon, Türk dünyasının kendi içindeki bütünlüğünü korurken, çevresel aktörlerle de sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir bir diyalog mekanizması kurabileceğinin en net kanıtı olmaya adaydır.

Bu Haber Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?