İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve geniş yankı uyandıran yargılama sürecinde nihai karar dün akşam saatlerinde mahkeme heyeti tarafından açıklandı. Toplam 9 sanığın hakim karşısına çıktığı davanın duruşmasında, rüşvet alma, rüşvet verme ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama gibi ağır suçlamalar titizlikle ele alındı. Yargılama makamı, dosyadaki delil durumunu ve sanık savunmalarını ayrıntılı bir şekilde değerlendirerek her bir sanık için ayrı ayrı hükümler tesis etti.
Söz konusu davanın merkezinde yer alan eski süreçler ve başsavcılık iddianamesinde yer alan iddialar, mahkeme salonunda bir kez daha masaya yatırıldı. Sanık avukatları müvekkillerinin üzerlerine atılı suçlamaları reddederken, savcılığın sunduğu deliller ve etkin pişmanlık hükümleri dosyanın seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldı. Özellikle yerel yönetimlerle olan ilişkiler ve ihale süreçlerindeki iddialar, yargılamanın en kritik katmanlarını oluşturdu.
Hakan Bahçetepe ve Diğer Sanıklara Verilen Hapis Cezaları
Mahkeme heyeti, yapılan yargılama sonucunda sanık Hakan Bahçetepe hakkında rüşvet alma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesini kararlaştırdı. Aynı dosyada yargılanan diğer isimlerden Baki Aydöner'e rüşvet almak ve vermek suçuna aracılık etmekten 6 yıl 3 ay, Seza Büyükçulha'ya ise aynı suç kapsamında 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası verildi. Heyet ayrıca Erdal Celal Aksoy'a rüşvet almak suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası hükmetti.
Dosya kapsamında rüşvet vermekle suçlanan isimlerden Gürkan Dölekli 7 yıl 9 ay 22 gün, Özer Ayık ise 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanıkların eylemlerini, dosyadaki dekontları ve tanık beyanlarını tek tek inceleyerek bu cezai yaptırımlara hükmetti. Yargılama sürecinde ortaya konulan deliller, suçun işlendiğine dair kanaatin oluşmasında başat rol oynadı.
Hakan Bahçetepe'nin yargılandığı suç kalemleri arasında yer alan haksız mal edinme ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından ise yeterli delil elde edilemediği vurgulandı. Heyet, bu suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verirken, sanığın konutu terk etmemek şartıyla tahliyesine hükmetti. Gözde Bahçetepe ve Aziz Lal de aklama suçlamasından beraat eden diğer isimler oldu.
Etkin Pişmanlık Hükümleri ve Aziz İhsan Aktaş Kararı
Soruşturma aşamasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Aziz İhsan Aktaş hakkındaki hukuki durum davanın en dikkat çekici detaylarından biri olarak öne çıktı. Aktaş'ın rüşvete ilişkin eylemleri durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce kendi rızasıyla bildirdiği ve yetkili makamları haberdar ettiği anlaşıldı. Bu kapsamda mahkeme, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar bildirdi.
Başsavcılık tarafından hazırlanan iddianamede, Aktaş'ın soruşturma evresinde samimi beyanlarda bulunduğu ve bildiklerini paylaştığı ifade edilmişti. Aktaş'ın para verme eylemlerini dekont ve tarihlerle somutlaştırması, yargı makamlarının maddi gerçeğe ulaşmasında önemli bir kolaylık sağladı. Bu durum, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddesindeki etkin pişmanlık mekanizmasının somut bir uygulaması olarak kayıtlara geçti.
İddianamede yer alan tespitlere göre, Aziz İhsan Aktaş'ın belediyelerle olan işlerini çözmek amacıyla bazı kişilere maddi menfaat sağladığı öne sürülmüştü. Ancak Aktaş'ın bu ilişkileri ve para transferlerini kendi iradesiyle adli mercilere aktarması, hukuki süreçte lehine bir durum yarattı. Savcılığın bu yöndeki talebi mahkeme tarafından da kabul görmüş oldu.
Mahkeme Heyeti Beraat Kararlarını Hangi Gerekçeyle Verdi
Yargılama sürecinde bazı sanıklar yönünden beraat kararlarının çıkmasının temel sebebi delil yetersizliği ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı tespiti oldu. Özellikle Hakan Bahçetepe'nin mal varlığına ilişkin suçlamalarda mahkeme, suçun işlendiğine dair somut ve kesin delillere ulaşılamadığının altını çizdi. Benzer şekilde Gözde Bahçetepe ve Aziz Lal hakkında da aklama suçlaması yönünden mahkumiyete yeter kanıt bulunamadı.
Hukukçulara göre beraat kararları, ceza yargılamasındaki şüpheden sanık yararlanır ilkesinin bir gereği olarak şekillendi. Savcılığın iddianamesindeki bazı iddialar mahkeme aşamasında somut delillerle desteklenemeyince, heyet bu suçlamalar yönünden beraat hükmü kurmak durumunda kaldı. Sürecin bu aşaması, delil toplama ve ibraz etme safhasının ceza davalarındaki kritik önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Öte yandan beraat eden sanıkların avukatları müvekkillerinin başından beri suçsuz olduklarını savundu. Mahkemenin bu yöndeki kararı, uzun süredir devam eden hukuki maratonda bu isimler açısından aklanma anlamı taşıdı. Ancak savcılığın ve müdahil tarafın bu beraat kararlarına karşı üst mahkemelere başvurma hakkı da saklı tutuluyor.
Davanın Geçmişi ve İddianamenin Perde Arkası Nedir
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bu dava, kökleri geçmişteki geniş çaplı soruşturmalara dayanan karmaşık bir hukuki süreci kapsıyor. Hazırlanan iddianamede, sanıkların yerel yönetimler üzerindeki nüfuzlarını kullanarak haksız menfaat elde etmeye çalıştıkları öne sürülmüştü. Özellikle Baki Aydöner ve Seza Büyükçulha gibi isimlerin eylemleri, iddianamede detaylı bir şekilde yer bulmuştu.
İddianamede, bu şahısların doğrudan resmi yetkileri olmasa bile belediyeler nezdindeki etkilerini kullanarak iş bitirici rol üstlendikleri iddia edilmişti. Müteahhitler ile belediye arasındaki alacak verecek ilişkilerinde aracılık ettikleri ve bu vesileyle maddi menfaat sağladıkları savunulmuştu. Sanıklar ise bu suçlamaları reddederek ticari faaliyetlerin yasal çerçevede yürütüldüğünü iddia etmişti.
Önümüzdeki süreçte tarafların kararı istinaf mahkemesine taşıması beklenirken, dosyanın Yargıtay aşamasına kadar uzanabileceği öngörülüyor. Hukuk dünyası, yerel mahkemenin verdiği bu hapis ve beraat hükümlerinin üst mahkemelerce nasıl değerlendirileceğini yakından takip ediyor. Dava, Türkiye'deki yerel yönetim ve ihale süreçlerine ilişkin yargı pratiklerinde emsal niteliği taşıyan dosyalar arasında yer alıyor.