Yerel 6 dk okuma

Sakarya ihracatında yüzde 38,6 düşüş ve sanayide var oluş mücadelesi

Sakarya'nın ekim ayındaki ihracatı yüzde 38,6 gerilerken, SATSO Başkanı Altuğ sanayicinin yatırım yerine var oluş mücadelesi verdiğini belirtti.

A
Editör
Ahmet Yılmaz
Yayınlanma Tarihi
Paylaş
Sakarya sanayi bölgesinde üretim tesisleri ve lojistik operasyonlar
Sakarya'daki sanayi tesisleri ve ihracat merkezlerinden genel bir görünüm.

Türkiye'nin önde gelen sanayi ve ihracat üslerinden biri olan Sakarya'da, 2026 yılının ilk on aylık dönemine ait dış ticaret verileri açıklandı. Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından duyurulan ekim ayı rakamları, genel kümülatif tabloda güçlü bir görünüm sunarken aylık bazda yaşanan sert daralmayı da gözler önüne serdi. Buna göre Sakarya'nın ekim ayındaki ihracatı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 38,6 oranında gerileyerek 429,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. Şehir yönetimi ve sanayi çevreleri, bu veriyle birlikte yükselen maliyetler ve finansman dar boğazını masaya yatırdı.

Ekim ayında yaşanan bu keskin düşüş, yerel ekonomi yönetiminde ve iş dünyasında geniş yankı uyandırdı. Nitekim sürecin arka planına bakıldığında, kümülatif rakamların hâlâ güçlü bir potansiyele işaret ettiği ancak aylık ivmedeki kaybın alarm zillerini çaldığı görülüyor. Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ'un yaptığı kapsamlı değerlendirmeler, sanayicinin sırtındaki yükün giderek ağırlaştığını ve mevcut üretim dinamiklerinin koruma refleksiyle hareket etmek zorunda kaldığını açıkça ortaya koyuyor.

Sakarya sanayi üretiminde on aylık kümülatif tablo ve performans

Aylık bazda kaydedilen yüzde 38,6'lık daralmaya rağmen, Sakarya'nın yılın ilk on ayındaki toplam ihracat performansı 4 milyar 436 milyon dolar barajını aştı. Bu kümülatif büyüklük, şehrin Türkiye genelindeki en fazla ihracat gerçekleştiren yedinci il olma unvanını korumasını sağladı. Uzmanlar, yıllık hedefler doğrultusunda 4,5 milyar dolarlık eşiğe yaklaşıldığını, bunun da üretim altyapısının esnekliği sayesinde mümkün olduğunu vurguluyor.

Bununla birlikte, on aylık süreçte elde edilen bu başarının arka planında güçlü bir sanayi kültürü yatıyor. Kentin üretim üssü kimliği, özellikle yerli ve yabancı ortaklı büyük ölçekli tesislerin varlığıyla destekleniyor. Öte yandan, aylık dalgalanmaların kümülatif veriler üzerindeki olası törpüleyici etkisi, önümüzdeki döneme dair temkinli bir iyimserliği zorunlu kılıyor. Şehirdeki imalat sanayi, bir yandan küresel pazarlardaki daralmayı göğüslerken diğer yandan yerel maliyet artışlarıyla mücadele ediyor.

Sürecin pratik yansımaları incelendiğinde, sanayicilerin sadece üretim kapasitesini korumaya odaklandığı görülüyor. Yeni yatırımların ve kapasite artış projelerinin ertelenmesi, mevcut varlıkların sürdürülebilirliğine öncelik verilmesini beraberinde getiriyor. Nitekim Sakarya iş dünyası, on aylık bu hacmi koruyabilmek adına kademeli bir optimizasyon sürecinden geçiyor. Bu tablo, şehrin ekonomik direncinin yüksek olduğunu ancak sınırlarına dayandığını net bir şekilde gösteriyor.

Otomotiv sektörünün liderliği ve ana ihracat kalemlerinin analizi

Sakarya'nın ihracat sepetinin en başında gelen geleneksel sektör, her dönem olduğu gibi yine otomotiv endüstrisi oldu. Kentteki dev tesislerin küresel tedarik zincirine entegre yapısı, toplam ihracat içerisindeki ağırlığını korumasını sağladı. Otomotiv sektörünü sırasıyla demir ve demir dışı metaller, kimyevi maddeler ve mamulleri, çelik ile iklimlendirme sanayii takip etti. Bu çeşitlilik, şehrin tek bir sektöre bağımlı kalmadan farklı alanlarda da varlık gösterdiğini kanıtlıyor.

Öte yandan, kentte faaliyet gösteren yirmi beş ana sektörün on dördünde geçen yılın aynı ayına göre artış kaydedilmesi dikkat çekti. Özellikle çelik, iklimlendirme sanayii, madencilik ürünleri, mobilya, kâğıt ve orman ürünleri ile makine ve aksamları sektörlerindeki yükseliş, kriz ortamında bile bazı alanlarda fırsat yaratılabildiğini gösterdi. Bu durum, sanayi tabanının esnek yapısını koruduğunun ve alternatif pazarlara yönelme becerisinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Masadaki bu sektörel dağılımın sahadaki karşılığı incelendiğinde, otomotiv dışındaki branşların kümülatif dengeyi desteklediği anlaşılıyor. İhracatçı firmalar, küresel talep daralmasına rağmen ürün çeşitliliğini artırarak riskleri minimize etmeye çalışıyor. Bununla birlikte, ana kol olan otomotivdeki en ufak bir dalgalanma doğrudan tüm şehre yansıdığı için, bu sektördeki maliyet baskısı tüm ekosistemi tehdit eden bir unsura dönüşüyor.

Küresel pazarlarda coğrafi çeşitlilik ve dış ticaret fazlası dengesi

Sakarya iş dünyası, ekim ayında serbest bölgeler dahil dünyanın yüz yirmi üç farklı noktasına ihracat gerçekleştirerek coğrafi erişim alanını genişletti. Fransa, Polonya, İtalya, İspanya ve Romanya, kentin en fazla ihracat yaptığı ilk beş ülke olma özelliğini sürdürdü. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla kırk altı noktaya yapılan ihracatta artış yaşanması, geleneksel pazarlardaki bağların güçlü kaldığını kanıtlıyor.

Dahası, daha önce ihracat gerçekleştirilmeyen on yedi yeni noktaya da ürün gönderilmesi pazar çeşitliliği açısından stratejik bir başarı olarak öne çıkıyor. Fas, Belçika, Sırbistan, ABD ve Gürcistan gibi ülkelere yapılan ihracattaki belirgin artış, sanayicilerin yeni pazarlar bulma konusundaki reflekslerinin çalıştığını gösteriyor. Bu hamleler, Avrupa pazarındaki daralmanın etkilerini hafifletmek için hayati birer alternatif oluşturuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Sakarya, ihracatın ithalatı karşılama oranında yüzde 132 gibi yüksek bir seviyeye ulaştı. Şehir, yılın ilk dokuz ayında 1,2 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası vererek ülke ekonomisine net döviz girdisi sağlayan nadir merkezlerden biri oldu. Bu oran, dış ticaret açığının tartışıldığı bir dönemde Sakarya modelinin ne denli kritik bir net değer ürettiğini net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Maliyet baskısı ve finansmana erişim krizinin getirdiği var oluş mücadelesi

Tüm bu olumlu coğrafi ve kümülatif verilere rağmen, sanayicinin omurgasındaki maliyet yükü her geçen gün artıyor. Üretim girdilerindeki sürekli tırmanış, enerji maliyetleri ve kur ile enflasyon arasındaki makasın açılması işletmeleri zor duruma sokuyor. SATSO Başkanı A. Akgün Altuğ'un vurguladığı üzere, artık sanayiciler için yeni yatırım planları yapmak bir lüks hâline geldi; temel hedef mevcut fabrikanın kapısına kilit vurmadan ayakta kalabilmek.

Finansmana erişimdeki sıkıntılar, bankaların kredi musluklarını kısması veya yüksek faiz oranları dayatmasıyla birleştiğinde tablonun vahameti artıyor. İhracatçılar, rekabet gücünü koruyabilmek için ucuz ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına acilen ihtiyaç duyuyor. Mevcut ekonomik koşullarda, firmaların kâr marjları erirken işletme sermayelerini çevirmeleri dahi büyük bir operasyonel başarı olarak kabul ediliyor.

Bu bağlamda, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ve benzeri regülasyonlar çerçevesinde hareket eden sanayiciler, döviz bazlı maliyetler ile TL bazlı giderler arasındaki dengesizlikle boğuşuyor. Uzmanlar, bu durumun uzun vadede üretim kalitesini ve istihdamı tehdit edebileceği konusunda uyarıyor. Şehirdeki sanayi tesisleri, var oluş mücadelesi verirken aynı zamanda katma değerli üretime geçiş için zorunlu bir dönüşüm sürecini de aynı anda yürütmek zorunda kalıyor.

Katma değerli üretim modeli ve nefes kredisi beklentileri

Karşılaşılan bu derin ekonomik darboğazdan çıkışin tek yolunun katma değerli üretim, dijitalleşme ve yeşil mutabakata uyum olduğu her platformda dile getiriliyor. Sakarya'nın gelecekteki ihracat başarısını kalıcı kılmak için sadece maliyet avantajına güvenilemeyeceği, markalaşma ve verimlilik odaklı projelerin hızlandırılması gerektiği belirtiliyor. Sanayiciler, teknoloji odaklı yatırımlarla birim maliyetleri düşürmenin yollarını arıyor.

Öte yandan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından açıklanan 50 milyar TL'lik yeni Nefes Kredisi paketi, reel sektör için kritik bir can suyu olarak değerlendiriliyor. Özellikle ihracatçı KOBİ'lerin bu finansman desteğinden etkin bir şekilde yararlanması, piyasadaki likidite sıkışıklığını bir nebze olsun hafifletecek. Altuğ, bu tür desteklerin tıkanan finansal damarları açmasını ve sanayicinin elini rahatlatmasını beklediklerini ifade ediyor.

Sonuç olarak Sakarya sanayisi, köklü üretim kültürü ve birikimi sayesinde bugünkü zorlukları aşabilecek kapasiteye sahip bulunuyor. Ancak bu potansiyelin zayi olmaması için makro ekonomik istikrarın sağlanması ve sanayicinin sırtındaki yüklerin paylaşılması şart. Önümüzdeki dönemin yol haritası, finansal desteklerin zamanında ve doğru adreslere ulaştırılması ile katma değerli ihracat hamlelerinin kararlılıkla sürdürülmesine bağlı olacak.

Bu Haber Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?